25 Şubat 2016 Perşembe
CHRONOS
Antropolojiksin. Hümanist köktencilik. Ah tanrım ölümlü biriyim ben evet. 'Seni unutursam Yerusalem sağ elim hünerini unutsun'. Yusuf gibi güzel Züleyha gibi göz alıcıydım. Toz oldum. Un ufak oldum. Bir zamanlar yaşamıştım ben tanrım. Orada, Kedrai'de...
Ayağı buzağı ayağı gibiydi. Döndü ve baktı ve tuz gibi ak oldu. Sodom, Sodom, oğlum neredesin... Gomore ve gonore. Frengi ve Frengistan. Sefilizm ve sifiliz'm. Bize yeni bir Golgotha gerek. Bize yeni bir haç gerek. Bize yeni bir salip, bize yeni bir sahip gerek.
Bize, 'Seni aradım, neredesin baba dedim, uçsuz bucaksız boşluklar ve uçurumlara yağan yağmurlardan başka bir şey göremedim' diyen umarsızlara, bir yardım gerek, bir el uzatan gerek. Bize el uzatan değil, bizi bırakmayan gerek, bize yeni bir tanrı gerek yarabbim.
''Acayipleşti havalar, bir güneş, bir yağmur, bir kar. Atom bombası denemelerinden diyorlar. Stronsium 90 yağıyormuş, ota, süte, ete, umuda, özgürlüğe, kapısını çaldığımız büyük hasrete. Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm. Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz, ya dünyamıza inecek ölüm.''
İnanıyorum, çünkü inanmak saçma, neden yaşıyorum, çünkü ölmek saçma, bu yapıtın ruhu yok, işte bu soruyu sormamıza yol açtığı için o büyük bir yapıt. Neden sanat, çünkü sanat saçma... Neden insan, çünkü insan bir gün dünyayı yutabilir. Ruhumu sana teslim edersem ruhsuz olurum. Karamsar iyi bilen çekimserdir diyorum. Sanatsa bir aşkınlık.
Gerçek doğudan gelecek, hayır batıdan, yukardan gelecek gerçek, aşağıdan belki; ''Gerçek nereden ve nasıl gelirse gelsin, dizelerimiz kulaktan kulağa yayılacak ve düşüncelerimiz elden ele geçecekse ve başkaları aşkın sesleriyle, barış ve sevgi nidalarıyla insanoğullarına şarkılar söyleyecekse gerçek hoş geldi, safa geldi...''
Kozmik romanın içlerinden geçerken, sonsuz karanlığın Iapetus’u karşımda duruyor, Pythagoras megawatt hesapları yapıyor, homoheidelbengensis plazmada yüzüyordu!..
Preeklampski zehirlenmesiyle kıvranıyor Hypatia, gangliyon duraklarını sorgulayarak, kan içici Sekhmet’i anlamak istiyorlar. Ekvatoral çizgiler silindi, kurbağa prens gelmiyor, random mutasyon ağları ve cinbönler güneşte ısınırken, Hekate’yi onarıyor, sevişme makinesi.
Escher, Escherler'in kardeşi!.. Haiyan tayfunu sırtında, mavi türbülans gerinirken, kapsülde savruluyordu. Leiden şişeleri düşük sayıda, partenogenez –eşeysiz doğum- erteleniyor, integraller doğuşurken, paumari dili yamaçta, Quadrantidler’in evinden çıkarak, Ison yıldızı, Hurri ve Luvileri uğurluyordu. Waldeyer halkası soluk borularından geçip, agoranın ortasına kadar geldi... Uzaklarda Doppler kaymasını gözlüyor, genom dizimleri ve Denisovan’ın sevgisine sarılıyordu Aldairliler!..
Feldspat çağları ve sima insanları konuk gelecek, lenfoma ve Fantoma anıtlarını süsleyin, Isfahanlı ve Derrida’yı çağırın. Druidleri salın Utarit’e, blokajlar ve Fordlandia plantasyonuna göz atsınlar. Gösterin, kim payanda oluyor bu yaşlı gezegene, kim?..
Amuriler ve osilatörler anılarımız bizim!.. Heptakometler ve hiperbolik ağlar ulu kanatlarımız. Biliyor musunuz, Ebers papirüsü denizlerde yuvalandı, tarpon balığını geride bırakmış geçen gün, Lovejoy kuyruklusundan iyi koşuyor. Berenice’le kol kola Nahl suresi!..
Ruh ikizim diye beni yanından ayırmıyor. Peteğin geometrisi, yüreğin aritmetiğini geçmek üzere ve Tetis denizi tümüyle sanal. Kapaisin ve jüpon, fermiyon ve bozon gölgelere dönüştü...
Tripofobiden kaçan mizantroplar, Rinjani-İshak kuşuna yakalandılar. Atalarımız siyah arılar, hınçla kutluyor yer insanlarını!.. Balıkçıllar kuyruklarını sallayarak darmaduman olmuşlar. Ufuklar ötüşerek, ateş sarısıyla tutuşuyor ve karanlık yavaşça bastırıyor. Yamaçlardan sessizce yitiyor yaşlı gezegenimiz, yükselen ayetlerle Gunnes doğuyor ve işte birden beliriyor Olbrzymyz!..
İşte biz!..
Sürmeli dağ bülbülü gene ötüşüyor!
Ölmeyeceğiz tanrım, biz ölmeyeceğiz!..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder