26 Şubat 2016 Cuma
MARTI
Yaşamın sessizliğinde, alacakaranlıkta, sabaha yakın martıların ötüşmelerini dinliyorum. Nedense bize pek hoş gelmeyen, pes seste, gürültücü haykırışlar, uzaktan uzağa anlaşılmayan melodiler.
Ama ikisi var ki, o sınırsız, pek çok ötüş arasında, sanki konuşuyorlar, yatağımda kulak veriyorum onlara... Tartışır, dedikodu yapar, sitem eder, öykünür hatta zaman zaman kızar gibiler. Ne konuştuklarını bilmiyoruz, belki dillerinin sırlarını çözebildiğimizde, acaba evrenin sırlarını da ele geçirebilecek miyiz?..
Kimiz, neyiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz ve ''Ne olacağız'' konusunda, küçükte olsa bir düşünceye, bir aydınlığa ulaşabilecek miyiz?.. O seslerde ve daha bilinmeyen nice şeyde, ötüşte, bakışta, uçuşta bu sırrın gizlendiğine inanıyorum. Ne var ki, kendi dilimizi bile henüz çözemediğimizi biliyorum. Ne yazık ki...
Denizin gürüldeyişi, eşsiz çağlayanlar, tanrının düşüncesi rüzgâr, öğle sıcağındaki inilti, doğadaki ''Hişt, hişt'' sesi, ormanın çıtırtısı, göklerin gürültüsü, yağmurun pencerelerdeki izi, bizlere hep bir şey söylüyor, bir şey anlatmak istiyor. Bu sonsuza dek sürecek haykırışlar, iniltiler, ağlayışlar, gülücük ve kahkahalar bizlere ne söylüyorlar, hiç bir zaman bilemeyeceğiz, bilemiyoruz...
Buda bizim ne denli ileri gitsek de, molekülü keşfetsek, atomu parçalasak, nükleer güce erişsek, yıldızlara ulaşsak da, dünyanın hep yerli yerinde durduğuna, bir adım bile yerinden oynamadığına işaret ediyor. Biz henüz kumrunun yalvarışlarını bile göremiyor, doğanın dilini çözemiyoruz.
Nereye gitsek, nereye koşsak-kaçsak, evrenler evreninin sırrına, galaksilerin, kozmolojinin ötesine bile kavuşsak, hiç bir zaman bilemeyeceğimiz, dilini çözemeyeceğimiz, sırrına eremeyeceğimiz bir şey var... Bizler kimiz, nereden geldik ve nereye gidiyoruz?.. Hiç bir zaman bilemeyeceğimiz ve hiç bir zaman öğrenemeyeceğimiz bir şey belki de...
Biz ileri doğru gitmiyoruz, derinliğine de inmiyoruz, iniyor da değiliz, yalnızca enine doğru, anlaşılması güç de olsa, bulunduğumuz noktaya paraleller çiziyor, keşişleme ve kesişmelerle yan yana, belki sonsuz bir hızla, belki de yavaşça ilerliyor, ezgilerle, naralarla, alaylarla genişliyor, çoğalıyoruz.
Bu bizi ölümcül kılıyor, parçalayan ve yok edici, cılız ve korkak, saldırgan ve ürkek kılıyor ne yazık ki... Belki bir adım ötesini bile göremiyoruz biz ve daha korkunç, yıldırıcı, yıldıran bir şey daha var.
Sanki bütün çabalarımız boşuna...
Doğuyor, yaşıyor ve ölüp gidiyoruz biz!..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder