25 Şubat 2016 Perşembe

İYİLİKLER






İYİLİKLER
Geçen gün evimizin arka bahçesinde bulduğumuz iki kirpiyi evlendirdik, mahallenin muhtarı onlara Begüm Ağa Han parkında güzel bir düğün töreni düzenledi, kaplumbağalar sırtlarında yanan mumlarla dans edip çifte eşlik ettiler.
Aradan bir süre geçti, çarşamba sabahı, ağına saplanıp kalmış bir örümceği ihbar ettiler, hep beraber koştuk, minik bir vinçle örümceğin ağlarını ördüğü çalılıklara tırmandık, ağları söküp dağıttık, örümceğin narin bedenini incitmeden çekip kurtardık, derin bir soluk almıştık.
Çok geçmedi bir balonun patladığını duyduk, bir türlü göz yaşlarının kesilmediğini söylediler, düştüğü melankoliden bir türlü kurtulamıyormuş, o gece ara sokaklarda bir apartmana konuk olduk, olay mahalline gelmiştik, büyük bir salona aldılar bizi, çehreleri gergin, mutsuz olduklarını sandığım bir iki çocuk vardı, balonu gösterdiler, paramparça olmuş, kulakların güçlükle duyabildiği bir çığlık evi sarıyor, parçaları tek tek birleştirdik, balonu neredeyse yeniden imal etmiştik, çocuklarda şişirdiler, balon mutlulukla ötüyor, ev halkı eski neşesine kavuşmuş şarkılar söylüyordu.
Uyumakta zorluk çektiğim o gece, bir bardak soğuk su içmiştim, bir akşam tanrısının hatırına, suyun midemde dağılışını duyumsuyordum ama bir ağrı sanki boğazımda düğümleniyor ve su sanırım midemdeki bataklıktan şiddetle yakınarak kurtarmamı istiyordu, kendisini özgür bırakmam konusunda kesin uyarılarda bulunuyordu. Dayanamayıp kalktım ve lavaboya kadar zahmet edip suyu özgür bıraktım, hızla kaçtı desem yalan söylemiş olamam inanın.
Ertesi gün Şikago'dan bir telefon geldi, a demediğim kaldı, Rabia diye bir kız ki tanımam bilmem, konuşmak istediğini söyledi, iki saat konuştuk, teşekkür ederek gece yarısına doğru ayrıldı.
O gün öğleye doğru aydan bir zürafa indiğini söylediler, bütün mahalle toplandık, hayvanat bahçesine teslim etme konusunda anlaşamadık, aramızda konsensus sağlayarak, onu Büyük Sahra'ya bırakma konusunda bir kargo şirketiyle anlaştık, şimdi zürafanın sağ ve sıhhatte olduğuna dair sürekli duyumlar alıyoruz.
Başka bir gün gökte tek başına ağlayan bir bulutun varlığından söz ettiler, uzun süredir ağlıyormuş, göğe bakma durağından hareket ettik ve Yakup'un merdiveniyle yukarı tırmandığımızda gördük ki, bulut gerçekten hüngür hüngür ağlıyor. Bir mendile sardık ve aydınlık, güneşli bir yer aradık göğün derinliklerinde, Venüs cephesinde, Güney Haçı doğrultusuna yakın, boş bir bölgede yanıp sönen güneşi görünce, bir kuş gibi bulutu havaya bıraktık, sevinci yerine gelmiş, gözyaşları durmuştu. Mutluyduk...
İlerleyen günlerden birinde, halamın kızı Aleyna'nın kar tipi protezinin ağrılara yol açtığını duydum, yerine tropik dişler yaptırdık, tanrının hummasıyla geçen günlerini de sigortaya saydırdık, şimdi yüzü gülüyor, yaşamla barışık.
Dün müydü diye düşünüyorum, kırsalın birinde mürver ağacına dadanan bir keçiden söz ettiler, küstürmeden uzaklaştırabilir misiniz dediler, kısa bir araştırmadan sonra çözümü bulduk, burada söyleyemem, keçi gündüzleri görünmüyor, geceleri meliyordu.
Babil'den Sodom'u kovup, kükürtsü makileri ilaçladığımızı, keman kalıntılarından müze açtığımızı, dileyen dostlarımıza ipeksi kumaşlardan flüt yaptığımızı, sandal yürek ve Lidya sikkeleriyle ilgili yararlı çalışmalarımız ve yakınma konusu tüm sorunları çözüp, tarafları uzlaştırdığımızı da belirtebilirim
Bunları neden söyleyip, yazıyorum, tüm yaşamım işte böyle geçmişti; bu iyiliklerin, dileklerin, çabaların bin bir türlüsünü binlerce kez yerine getirdim, uyguladım, aracı oldum, gerçekleşmesini sağladım. Ne ki, bakın bir telefon geldi, karşımdaki ses diyor ki; Salıpazarı'ndan bir eşek aldım, binip sana geleceğim!..
Binlerce kez iyilik yaptım, hep peşinde koştum onun ama binlerce kez de, böylesi şeyler geldi başıma, belki ne demek istediğimi anlatamıyorumdur!..
Diyesim; İyilik olanaksızdır, daha doğrusu; İyilik diye bir şey yoktur...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder