28 Şubat 2016 Pazar
KÖSTEK MEHMET
Köyün akıllı delisi değil, 'deli akıllısıydı!..' Çocukluğum boyunca 'Boş Gezer'di o, dağlardan, ovalara, kasabalardan köylere, korulardan meralara, değirmenlerden pazarlara dolaşır dururdu. Ama herkesin başına bela kesilen bir yanı da vardı.
Kendisiyle ilgili söylentiler çeşitliydi, kurbağa toplayanların sepetini yüklenir, kentteki dışsatımcı, toptancının yolunu tutar, sürümden kazanmayı akıl eder, herkese para dağıtırdı. Köylü yalnızca ona sessiz kalırdı. Eşeklerin burnuna afyon çubuğu sokar, dumanlar tüttürürdü. Tavukları kesmeden pişirirdi. Herkesin bağından bahçesinden bir salkımcık üzüm, irisinden bir sebze, büyükçe bir meyve koparır, kimseler bir şey demez, kaygısızca günlerini geçirirdi.
Kedi yediği söylenir ve en az Topal Halit kadar yetenekli, cin gibi biriydi. Yalan ve doğru, onunla sürekli yer değiştiren bir masallar dizisiydi. Bir gülün genleriyle oynayıp, çiçeğini dökmeyen gül elde etmişler sözü onundur. Hepimiz inanmıştık. Evinin kapısı yoktu ve baykuş beslerdi, sanırım baykuşluğu da buradan ileri gelirdi!..
Bir gün ovada serenli kuyunun tahterevallisinde oynuyor, arka uçta sırığı indirip kaldırarak oyalanıyordum, önde çam bardaktan nazarlıklı, su sızdırmaz tahta kovanın zincirini çekince, yukarılara kadar yükseldim, bırak diyordum ama, deliliği tutmuştu bir kere, çaresiz yukarılardan kendimi yere bıraktım, çimenlerin üstüne... İçgüdüyle kalkarken, oda zinciri bırakmış ve seren bütün hızıyla başıma çarpmıştı. Şakayla karışık, onun gibi biraz kaçık oluşumu bu olaya yorarım. Demir kuşaklı kovalar, yosunlu kuyular, başı rüzgârlara değmiş buğdaylar, ağaçlar ve alacanın düştüğünü, üzümlerin olgunlaştığını, coşkulu ötüşlerle duyuran, 'Haberci İsa Kuşları' ve özlemin onulmaz acıları ne yazık ki gerilerde kaldı!..
Son gittiğimde köy, ölümün gözetlediği, bir güz bahçesi gibiydi. O'nun hapiste olduğunu söylediler. Solgun ay ışığında söyleşirken, gizemli bir cinayetin faili olmuş. Çocukluk aşkım Esma, trencilik oynarken hır çıkarmışlar, bağ kütüğüyle arkadaşının boynuna vurup öldürmüş onu dedi. Kanı fena horlamış olmalı ki dereye kadar akmış diye de ekledi. Post modern gerçekçilik diye buna denir işte, dahası Esma'nın düş gücü Henry Miller veya Agatha Christie'ye esin kaynağı olmuş mudur bilemem!..
Ne ki Köstek Mehmet pesimist gerçekçiydi, pragmatist yanı da bu septik ve pesimist yanından geliyordu sanırım. Dediler ki ne zaman çıkar o?.. Serde hukukçuluk var, en az altı yıl daha yatar dedim, yok yahu yarın çıkar gelir o diye bağrıştılar. O kadar güvenleri kalmamış ki sisteme...
Bakın dedim, düzensizliğin başat özelliği, günün birinde bir tür 'güzelliğin' size de 'çarpması' olasılığıdır, bu beklentinin dayanılmazlığıyla sizler, sürgit avunur ve oyalanır durursunuz. Onun için o kolaylıkla çıkamaz, çünkü pesimizmde, kuşkuda, düzensizliğin temel unsurudur ve tanrısal bir müjdenin yanında, felaket tellallığı da elbette esastır bu tür rejimde!..
Herhangi bir şaşkınlığa kapılmadan dinlediler.
Köstek Mehmet, şarlaklarda çırılçıplak yıkanmanın, sodomiyle oyalanmanın, keklik gibi ötüşüp kızların gönlünü almanın ve değirmenlerden un çalmanın cezasını sonunda hapse girerek ödedi. Öncü biri miydi, içinde gizli bir cani barındıran, bir ölümsever miydi, gökleyik, düş taciri bir çılgın mıydı, hiç kimse bilemedi!
O İsabey'de değişmezliğe isyan eden bir öğretinin şakirtiydi belki de, belki kimselerin bilmediği dağ erguvanlarının Judas İskariot'u, belki de eşi görülmedik bir havarinin risale-i nuruydu!..
Yıllardır uyanılmaz bir düşün içinde, Denizli'nin, Hocahanlar mahallesindeki mahpus damında yatıyordu...
Bugün onu anmış olduk.
Çünkü ölmüş!..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder