24 Şubat 2016 Çarşamba
GO
Yinelenmeyen şey gerçek değildir, Philadelphia deneyi gibi, güneş gökte sallanıyordu desem ne olur, Tunguska olayı, 'Öldürülemeyen ölümlü” benzetmesini sonuna kadar hak ediyor Rasputin, sanırsınız dokuz canlı, üç insanı öldürebilecek kuvvetteki siyanürün öldüremediği, sonra iki el ateş edilmiş, halen ölmediğinin anlaşılması üzerine, sopalarla dövülmüş, sonra alnının ortasından vurulmuş ve donmuş Neva nehrine atılmış, Ryukus Üniversitesi Sismoloji Bölümü’nden, padişahların hiç biri hacca gitmemiş aman ne mantık, hac için Vatikan'a geliyorsa insanlar, papa hacı olmak için Kudüs'e mi gidecek, bir halifedir o, su yanar mı, taş sıvı mı, orman ne demek, en iyisi bir şey anlatmak, Selimpaşa'da yürüyordum, ok yılanı çıktı karşıma, gerçekten ok gibi yılan, insan çoğu yaratıktan korkuyor, küçücük bir çıyan, yavru bir baykuş, tavandan sarkan örümcek, Jean Valjean, Paris kanalizasyonlarında saklanıyordu yanılmıyorsam, okurken korkmayı düşünmüyor insan ama başına gelse korkar her halde, John Steinbeck'in Fareler ve İnsanlar'ında Lennie'yi unutmadım cebinde fare taşıyordu, metafor olarak sonsuz anlamlar taşıyor ama bir deliye bu görev düştüğü için dengeyi buluyor ve delirmiyoruz diye düşünüyorum, oysa sağlıklı biri, -ne demekse- cebinde bir fare taşısa, hemen deli yaftasını yapıştırırız, peki gerçekten bir deli ya da debil taşırsa fareyi neden anlamlı geliyor ki bize, demek ki delilerden öğreneceğimiz çok şey var, ilginç, yazı yoluna girdi, roman kahramanlarından söz edeceğiz olabildiğince, Oscar Wilde'ın meşhur romanı Dorian Gray'in Portresi'ni beğenemedim, nedeni şu, bir insanın, güzelliğiyle, gençliğiyle bir yüzey sorunu olarak, yaşlanmasını ve genç kalmaya çalışmasını ve paradokslara kapılarak, acılara boğulmasını sağlıklı bulmadım, güzellik nedir ki, anlam kazanmayan hiç bir şey değerli olamaz, ama Dorian gibi kaygılar taşıyan insan pekala olabilir, asıl ilginç olan şu bence, yazacak bir şey bulamayınca, baş parmağını kalemtıraşa sokarak çeviren insan, bir İtalyan filminde senaristin başına gelen, bu adam Dorian'dan çok daha kompakt bir insan, ama gönül bu, insan meraklı bir hayvan, hangi ormanda, hangi Huma kuşunun peşinden koşarsanız koşun, koşunda, gerisi şaşılacak bir şey değil, Sarduvan'da Kavruk diye bir adam var, çocuk aslında, o kitapta kendi kaygılarımla karşılaştım diyebilirim, kitabı sevmenin nedeni buysa herkes sevmek zorunda değil diye çok düşündüm, ama o kitap insanlığın içsel acılarını dile getiriyor, dediğimle sevmek arasında doğrudan bir bağlantı yok, Solaris'ide çok sevdim, orada, uzayda bir yerde felsefi boyutta anlatılan bir şeyler var, gerçekte bir tür Sarduvan, demek ki sorun kitapların size yakın olmasında değil, insanlığın derin kaygılarını dile getiren şey pekala etkileyici olabilir, bu düşüncemi kanıtlamak isterim, -kanıtlamak- teoremde saçma bir duygudur ama, bir şey kanıtlanmaya kalkışılıyorsa edebiyatta, orada sığlık başlıyor demektir, edebiyat bir denizdir, yüzeceksin, içeceksin, düşüncenin hazzıyla kendinden geçeceksin, olması gereken budur, -kanıtlıyorum bakın- İnce Memed'i yıllar ve yıllar sonra yeniden okudum, hemen hiç beğenmedim diyebilirim, manipülasyon ve format çağları, Beatnikler, SSCB, devrimin çocukları, Guevara, Maoizm, goşizm, sosyalizm ve sosyal emperyalizm çağları, her şey bir illüzyon demekten alınmayın, bunu çok geniş bir skalada düşünürseniz gerçeklikle bağı var, işte İnce Memed iç dünyasında bu tür romana hazır kitleleri büyüledi, zaman geçti ve onu salt bir roman olarak okuyunca, fotoroman olduğunu anladık, acı bir deyim, ama düzeltelim, görsel bir metin, bu yeterli, bir gün bir yazarımız, mitolojiye düşkünlüğümü görünce, İlyada ve Odysse'yi oku demişti, çok alındım onları okumasam neden mitolojiye merakım olsun diyemedim, doğu mantalitesi duyguyla hareket eder denir, pek aslı yoksa da, az gelişmişlikte bu gerçekten gözlenebilir, doğu övgülerde bulunmaya, öğüt, tembih ve öneriler sunmaya bayılır, bir şey olmaya, bir şey sanmaya o denli sevdalıdır ki, bir şeyi merak etmeye zaman bulamaz, onun için olmak, oluşmaktan önce gelir, sabırsızdır, doğu sondan başa doğru yaşamayı sever kısacası, traktör almadan çiftini sürer, tınazını savurur ve sevdiceğinin koynuna girer, bir de bakar ki bu bir rüyadır, onun için yaşamını öbür dünyaya hazırlık olarak görmekten sakınmaz, hep sonrasının ve hep en sonrasının düşlerinin sanısı içindedir, şimdiki zaman kavramı yoktur onun, gelecekte yaşar, ayağı yere sağlam basmaz bu yüzden, cenneti düşler ha bire, görmeden duymadan, cehennemle korkutur kendini, tanrısıyla avunur gündüz ve geceleri, güneş nereden doğar deyin, nereden doğduğuna bakma der, ısıtıyor mu ona bak, ısıtıyor deseniz, çoluk çocuğunu da ısıtıyor mu der, evet deseniz, hayır hasenatta da bulun der, yarın hesap vereceksin, kısacası onu bugün ilgilendirmez, hiç bir zaman gelmeyecek olan yarının hesabı içindedir o, yarın diye bir şey yoktur oysa, matematikte yarın mutlak ve saltıklıkla ve yalnızca bugünün adıdır, olasılığın gerçelliği elbette vardır, ama olasılıklar bugünün toplamıdır, dünün harmanladığı bugünün, yarında, bugünün harmanladığı yarınsa, gerisini siz düşünün, tümden gelim, tüme varım, tanrım gelecekten korkmak, ipeksi tülden yumuşak karnım, bir şey anlatamamış gibi olmam çok yerinde, doğu insanının anlatanı da anlatamayanı da aynı kapıya çıkmasaydı eğer bu ayrımlar olmazdı diyebilirim, kendimi korumaya alıyor gibi görünebilirim, doğu dedim ya, lafın altında kalmayacak, hiç bir zaman, hep altta kalan hiç bir zaman altta kalmaz ki diyen biri çıkana dek, yazmak işsiz güçsüz sektörüymüş, boş vakit cambazlarının -madrabazlarının desek alınırdık- uğraşı, boş konuşuyor olabiliriz, 'şob amşunok- Korsikalıların sözüymüş, evet de en çok beğendiğim kitaplardan biri, en çok beğendiğim kitap diye bir şey yok, bitirdiğim her kitabı beğendim, Katip Bartleby'yi bu denli beğeneceğimi bilemezdim, şimdi denizci yazın eri Melville'i mi beğenmeli yoksa Bartleby diye biri mi var, onun hakkını yememeli mi, yazında bir sorunda bu, insanlar İvan İvanoviç var mıydı demeye bayılıyor, Don Kişot'u tanırım, Cervantes onun hayatını anlatan kurnaz ve üçkağıtçı biri, bir de Mehmet Kartal gibi kendini anlatanlar var, hırsız adam, Jean Genet gibi, bir benzeri, bir benzere benzetmek aczini her daim gösterir doğu insanı, Mehmet Kartal çok beğendiği bir kotu, alttaki balkondan balık oltasıyla yukarı çekince, kotun sahibi ona aylarca yakınmış, yahu nasıl oluyor da kendiliğinden kayboluyor diye, çalındığına inanmıyorum çünkü hiç bir iz yok, çalan hepsini çalar, eve girer diyormuş, küçücük bir doğu masalı işte, gökyüzü meleğinin giydiği kot, meşguliyetimizin sonuna geldik, Borges gibi, roman yazacak kadar uzatmaya henüz vaktimiz yok, ama roman yazmak gerekir, adı Vlademir Burkony, sanatçı olmak isteyip de, kenar mahallelerde, izbe köşelerde, 'Joker' gibi dudakların parıldadığı, can güvenliğinin hiçe sayıldığı yerlerde, afyonkeşlerle keman çalarak ölüp giden, ölmeyip, yaşamdan ümidini kesince, canına kast eden, kasvetli otel odalarının kemankeşi, hiçliğin şairi Burkony'nin, kederini taşımaktan bıkınca, bahtını öbür tarafta denemeye kalkıştığı yaşamı, kim yazarsa yazsın bir gün yazılmalı, '"bu bir kılıç balığının öyküsü / yazılmasa da olurdu. / ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu / uskumrunun arkasından gidiyorduk / sürünün içinde ben de vardım / sırtımda bir zıpkın yarası / mutlu olmasına mutluydum / nedense gitmiyordu kulağımdan / bir türlü o "ağ var!" sesleri / deniz kızı girmiş düşünceme / ben iflah olmam / dalyanları birbirine katmak / orkinosların harcı / dolanınca ağa çok geçmeden küserim / bir çocuk bile çeker sandala beni / bu kadar ağır olmasam / beni böyle koşturan yaşama sevinci / kanal boyunca bir o yana bir bu yana / siz yok musunuz, siz derya kuzuları / kestim kılıcımla karanlığını dibin / yakamoz içinde bıraktım suları / ah aysız gecelerde olur ne olursa / sırtımda bir zıpkın yarası / alın beni mor kuşaklı bir takaya / götürün / iri gözlerimde keder / kılıcımda hüzün / satın beni, satın beni / rakı için", Burkony için şu şiirde uygun, aynı şiirleri yineleyip dururuz ama, yaşamda yinelenme sürdükçe, yineleme sürecektir, ''Saltık karanlıktan ayrılacak olan / eşsiz bir ışıltı mıydı. / Gece onu kollarıyla saracaktır. / Ölümü özlüyorum, ve benimle, / yeryüzünün katlanılmaz acıları dinecek. / Piramitler, madalyonlar silinecek, / anayurtlar gölgeleri örtünüp, / yaşayan tüm çehreler ölecektir. / Yıkıntılar arasında ilahisin tanrım, / tin ve tüne karışacak tarihin. / Şimdi son güneşin batımını izliyor. / Son kuşun ötüşüyle avunuyorum. / Arzunun karanlık nesnesinden / Hiçliğin kollarına savruluyorum.'', şu yazı hiç bir işe yaramayabilir, ama son bir şey söyleyeceğim size, yine hiç bir işe yaramayacak, ama söylenmesi gerekiyor...
Acıdan söz eden hiç bir şey şiir değildir!..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder