24 Şubat 2016 Çarşamba
'BİTMEZ TÜKENMEZ CAN SIKINTISI'
,
Ürkütücü romantizm dolu bu kadın, siyah tülün ardındaki yüzü nemfoman gölgelerin gizlediği narsistik bir ürün, ormanın içinde saklanacak yer bulamamış, filmlerdeki gibi hep uzakta, ağaçların arasında yiten bir hayalet, bir yarı tanrıça gibi süzülüyor, bak bir uzay aracına bindi, ne enteresan koşun, o araç ne arıyor ki orada, ah yükseldiler bile, ne kibarlar el sallıyorlar bir de...
Aslanlar geliyor, hala aslan var ormanlarda, kaplanlar var, bakın bir derviş kaplanına binmiş geliyor, yitti. Suyun içinde lotüsler ve yaprakların altında yüzen kurbağalar, çifter çifter üstüne çıkıyorlar, yerin altından çıkan ejderhalar bir şey yapmasalar...
Tanrı geliyor, güzel ve yakışıklı, kadın ve erkek, kuyruğu da var. Yanında kardeşleri... Ali, başka bir tanrı düşlemenin yolu olmalı. Yıldızlardan inmemeli, yerin altında olmamalı, yandan, çaprazdan gelmemeli, kutuplardan uzakta yaşayıp, ormanın içlerinde saklanmamalı. Tanrı sensin, hayır, her şey, hayır, yok o, hayır, çok, gene hayır, peki ne, düşünce...
Bakın dünya yerinde değil, nereye gitti, olamaz, biz onun üstündeyiz, evet ama robotlar sohbete tutuşmuş şurada, bu olabilir mi, aman ne sıkıcısın, orijinalite sevdasından vazgeç, ah, içimizde en gelişmiş robot sensin kutlarım. Özeleştiri olmadığında özlemin tadı yok.
Karl, kadının adı yok, evet ama katmanlı bir soru bu, faremiz, oyuncaklar, kedi, çocuklar, annesi, babamız, patron ve tanrılarımız olarak sıralanıyoruz. Klişe bu. İyide, yetkili olanlar piramidin tepesinde, hiyerarşik, aristokrat, mental bir kargaşanın cımbızla süslü, kümbetî sorusu bu...
Nasıl yaşamak istersin, karlar arasında, yağmur yağarken, soğuk iklimde, ılıman bölgelerde, kiraz çiçekleri olsun, diskoteksiz yapamam, kütüphane olmalı, yaşam içimizdedir, uzayda, evlenebilsem, çocuklarla, çiftçi olmak isterim, banka gibi, kulübede, yeşil bir vadide, böyle bir soru yoktur.
Öbür dünya var mı, bir görüşe göre, öbür dünya bu dünyanın bir armağanı olduğuna göre, bu dünya gerçekte yoktur, şöyle, bu dünya varlığını öbür dünyaya borçludur, onun için vardır, var sayılabilir, ama bu dünya böyle basit bir gerekçenin, vurdumduymazlığın ürünüyse eğer, ciddiye alınabilir mi... Anlatamadım, anlayamadınız, öbür dünyaya gidince anlarsınız...
Can sıkıntısı geçti. Bir şiir sinir krizinin eşiğinde olanları sakinleştirebilir...
'İstanbul sokakları / ruhumdur benim. / Doyumsuzluk içinde olamaz onlar / kalabalıklarda itişip kakışmalar ve trafik, / mahalle aralarında nerede bir şey olursa ama, / tüm gözlerden uzaktır alışkanlığın ruhuyla, / gün batımının yorgun ışığı yaşamı anımsatır, / ve belki o kederin dışında kalanlar, / avuntu veren ağacın dirim veren gölgesinde, / nerede gösterişsiz aralıklarla küçük evler varsa, / ulaşılmaz özlemlerin birbirinden ayırdığı, / yeryüzünün ve gökyüzünün kaygı veren enginliğinde / özünü yitirmişlerdir. / Yalnızca biri için umuttan söz edilebilir / çünkü dile gelmez binlerce ruh yaşamaktadır orada, / oyalayan gözetleyen tanrının ve zamanın boşluğunda / ve kuşkusuz kristaller kadar değerli paha biçilmez. / Batıda, Kuzeyde, ve Güney'de / o sokakları tanıyorum-ve biliyorum onlar benim ülkem: / açtığım yolların şu onulmaz sayrılığı içinde uçabilirler / sevinçle onları simgeleyen bayrakların flamaların eşliğinde.'
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder