24 Şubat 2016 Çarşamba

ÇELİŞKİ

Çelişmiyorsanız insani bir noktada sorununuz var demektir. Yaşam çelişkilerle doludur ve konu alabildiğine derindir. Çelişki, çatışkı, paradoks, dilemma, zıtların birliği, ikilem, ikircik, paralel tersinirlik, tek yanlı, yansız , kaos, kaotik konuya yakın sayısız sözcüklerle doludur bellek hapishanesi... 'Karanlığa övgüler olsun, çünkü o bize düş kurmasını öğretti.' Çelişkinin şahına methiye olsun!.. Çelişki usun varlığına işaret eder, hayvan tekdüzedir, çelişmez, düşünceleri değişmiyordur!.. Yüzyıllarca uçurumdan atlayabilir, gocuklu celebi görünce salhanenin yolunu tutabilir, okşayan ademoğluna sarılırken boynunu aşkla uzatabilir, çözüm bulamadığında tanrısına sığınan, celladına baş vuran insanoğlu gibi yas tutacak totemi yok onun, acılarını paylaşacak... Bir yinelemedir dünya, çelişirsiniz ama edimler bildiğini okur, atomu parçalarız ama yok olan yine biz oluruz, her şeyi, tanrıyı, kullarını, melek ve kitaplarını icat ederiz ama hep başa dönmenin acılarıyla yaşarız. Şaka mıdır bilemem masallar yedi kat arşı aladan söz ediyor, bunun dünyanın yedi kere kurulup, yedi kere yıkıldığından söz eden söylencelerle bir bağı var mıdır, kül olmayan yerden duman yükselir mi, sanırım olması gerekir. Yaşam şunu öğretti, yalan, en güzel şeylerden biri, kaçış yolları, bir kozdur o yeri gelince, istenmeyen gerçekleri silip yok eden göksel güç, yoksulluğun ilacı, masalların güzeli, yalan sonsuzluğun ve sınırsızlığın gücü, gerçekse tek, yapayalnız ve barbarlığın, gaddarlığın baş tacı, gerçek o kadar kötü ve yaşanmaması gereken bir şey ki, her şeyin baş sorumlusu, tüm kötülüklerin anası ve resmi tarihin omurgası, yani 'gerçek yalan' o, o denli bir gerçek yani!.. Karmakarışık yaşam, yalan ne, gerçek ne, kabullenirlik, zorbalık ve bilinen yüzeysellik, içrek olan, derinlik, görünmeyen, gerçeğin ve yalanın ne olduğu bilinmiyor temelde... Konu amaçladığı vektörün dışına çıktı gibi, daraltılmamış, sınırları belli olmayan bir alanda tartışılan, her konu deliliğin edimlerine ulaşıyordur. Bilisize laf anlatmak hörgüce hendek atlatmaktan zordur, bu söz o kadar doğrudur ki kendisiyle çelişir, yani bilisiz bir şey bilmez, anlamaz, hayır, su yüz derecede kaynar, ama deniz seviyesinde, dağda kaynama sıcaklığı değişir, bilisiz bunu bilir veya bilemeyebilir ama belki sezgiyle ileri sürebilir, ayda da öyle mi diyebilir, bir tartışmanın sağlıklı olabilmesi için konunun en yakın bileşenleriyle tartışmakta yarar var, ilgilisi, ilişiğiyle, bir şairle, reel ekonomiyi tartışamazsınız, o onca yoksulluk varken sen bir günahkarsın der, ekonomist ise Şanghay'da uçan kelebeğin, Newyork borsasını etkilediğinden söz ederek ona ayak uydurmaya çalışır!.. Oldukça ilginç ve ama anıştırması değilse de, bakılışı güzel bir şey var, şairin kentte doğum günü kutlanıyormuş, şenliklerle, naralarla, alaylarla, şair ardından kırlara açılmış, bir çoban görmüş onu, kentteki gürültüleri sormuş, benim için şenlik düzenliyorlar demiş, çoban o kadar iyiliğim olurda insanlığa adımı bile bilmezler demiş, şair değerbilirliğin belirlenmesi için yarışalım deyince çoban tamam demiş. Şair, ayı görüyor musun diye sormuş, çoban evet demiş, gözlerimizi kapatalım şimdi de görüyor musun, çoban haklı olarak hayır demiş. Şair ne dese iyi, ama ben görüyorum. (Somutluğun tanrılarını, soyutun gözbağcıları yok edebilir mi desek, düşlere sığınmanın kederli çocukları, gerçeğin sütleğenlerini ironiyle hicvedebilir mi desek!..) Çoban dur demeliydi, şu kovaya bir damlasını bile kaçırmadan, sarıkızın sütünü sağabilir misin... Bu meseli her şey gibi yineliyoruz ama, kaç kez yinelense de, açıkça çelişsek de, Borges, Don Kişot yazarı Pierre Menard adlı öyküsünde, dünyada yinelenen bir şeyin olmadığını, bugün virgülü, virgülüne, tıpkısıyla yazılacak bir Don Kişot'un günümüz dünyasında bir algılar kapısına ve yeni zamanların kavramsallıklarına yol açacağı gerekçesiyle -haklı olarak ve çelişerek- bir yineleme olamayacağını ileri sürer... Yinelemeler yineleme değildir ya da yinelemelerle yineleye, yineleye yinelenmezliklere varacağız ey Yakup!.. Niceliğin ve niteliğin savaşında, şairin ki bir mesel ama çoban haklı, çobandan çok şair gördük, şairden çoban görebildik mi, öyle değil şairlik tahtına kavuştuktan sonra ağılına dönebilen var mı, yoktur diyeceklerdir ne yazık ki!.. Sonsuzlukta çobanın yararlılığının, şairden öncelikli olduğunu sezebiliriz, bu o denli acı bir varsayım ki, insanlık hala bir dilim ekmek, günahlarımızı yok eden ayetten üstündür noktasını geçemiyor, öyle değil mi... Somut olan varlığımızın olmazsa olmazı, ama soyutlama ve düşünceden vazgeçebiliriz, ne adına yaşamak için!.. Çelişki değil gibi ama insanoğlunun bu denli süren yolculuğu hala ilk istasyonu gözden ırak tutamıyorsa, bu çelişkiden daha acı bir şey... Şair tüm çağlar boyunca ağıtlar düzdü ama hiç bir zaman, hiç bir şey değişmedi, çoban bizim yaşamamız için kadri bilinmeyen iyiliklerle ömür tüketti. Şair varlığını çobana borçlu olabilir, çoban kadri bilinmeyişini şairden bilse hak veren çıkabilir mi!.. Yaşam, demir pabuçlu ceylan şarkıları... Neyse çobanlık ve şiirin içinden geçenler için ana rahmine dönüş özlemidir bu, evrenin acımasızlığını gören, umarsızlığına kapılanlar için, süt yolu mesellerinin göz yaşlarıyla dolu anıları, anıştırmaları... Ah, her şey doğrudur şu yaşamda, her şey yanlış yeri geldiğinde diye, oportünist bir yaklaşım ne denli gereksiz, insanoğlu çobanın değerini bilmeden şairliğin heyulasını övgülere boğmuş, geçişleri amansız ve acımasız olmuş, tarih boyunca oluşumların zamanda akışını beklemek yerine, olmaklığın -anındaki- acımasız ivecilliğine göz yummuş, barbarlığı yaşam bilmiş, ey kavmin oğulları, tarih yeniden yazılmamalı, 'yeniden yaşanmalıdır' diyebilmeliydik... ''Yazdıklarımı yeniden okuduğumda kendimden iğrenirim...'' Yeniden başlayabilseydik eğer, tenimize kıyardık, yaşadıklarımız yinelenebilir korkusuyla... İnsan çelişkiyle, etikle, savaşla, barışla, iffetle, izzetle, çalmakla, çelmekle, adrenalinle, hemoglobinle ideler salıncağında uçup gidiyorsa da, herkes yuvasına dönüyor eni sonu, akbabada, sıçanda... Ama bir şey var, hiç göremediğimiz, bilemediğimiz, düşünemediğimiz, o, ne?.. İnsan çelişti ama bir arpa boyu ileri gidemedi, çelişmeyen hayvandan daha barbar bir varlık oldu, bindiği sepet düşecek bir gün gökyüzünde dolaşırken, masalların kıyametine alamet olup silinip gidecek, çatışkının çatışkısı budur işte, çelişmek kutsal, ölümcül ve günahların en büyüğü, çelişmek insan olmanın biricik koşulu, olmazsa olmazı ve tanrısalı o!.. Çözüm çelişirken çelişmemekte belki, çelişirken gelişmekte, ya da bilinmeyende... Bir şey var, ama ne?.. Söylemesi güç, olanaksız, neden sürgit yineliyor ve neden yakınıyorum... Çelişiyorum, o halde varım!..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder