25 Şubat 2016 Perşembe

YIR

Dengeli insan delidir diye söze başlasam, sayfanın kalanı okunur mu, okunması ne kazandırır, terazi ile mi yaşadın kardeşim boş ver, zaten o söz çalıntı, yahu bütün sözler çalıntı, tamam anladık bırak şimdi, Orleans bakiresinin suçu neydi, bilmem valla, tarihi bir konu yani, kolçak, güneyde bir bulut, aniden yer değiştirdi, yok öyle deme, ya ne, güneyde bir bulut birden alev aldı, şimdi oldu, kıyamet yani, devam et, sol yap gel, birden bire bir güneş parlıyormuş gibi kucağıma bir ışın demeti düştüğünü gördüm, ha ha ha, ütopyacı, ilk kadın ütopyacı filozof ne peki, ne demek yani, Karmelit rahibeler tarikatı, düşündüğümde sesin düşünceden önce olduğunu anlıyorum ben, ruhunuzu sevebiliyorsam sizi görmem gerekmiyor diyebilirim, sevgi bulaşıcıdır, laf kardeşim, sen budalasın, yazar filan mısın, yok şu laf nasıl ama, gezegen, çiyi saran çevrede bir çöküntü oluşturur, kalderanın yaratıkları tinin açmazlarını sarsar, kristal uzay zaman ansıması boyunca kayar ve sure kendini yerde gezinirken bulur, akıntı dirençle çisentiye kapanırken elem bahçelerinde, gök kükreyerek kendini savunur ve ürkünç gece uzaklarda ışıklara boğulur, ölümün sesini duyar ansızın, yumuşak altını ve arpa bulamacını yer ve sonsuzluk varsa eğer der, tanrının ötesinde ne var, ben bunu bir yerde görmüştüm, sen Apis öküzüsün, valla kızılacak bir şey söylemiş değilsin, bizim aramızda anlaşamayarak başlayan şey, dostluğumuz ve sevgimize dönüşüyordur belki, aramızda birlik oluşturuyor duyduğumuz sevinç, çal kardeşim çal, siz düşünüyorsunuz, bu sevmek için birinci kural bence, siz çok güzelsiniz bu yüzden, kadınları, anlaksal gereksinimi olmayan varlıklar (Philister, illahi bir kargış olacak) olarak tanımlayan Schopenhauer’a göre doğa erkeklere fiziki güç ve ussal meleke biçiminde sunduğu yetenekleri, kadınlara ikiyüzlülük biçiminde sunmuştur, sorun bu kişinin bilge olarak görülmesi değil, doğunun bunlara tapınması ve Gazali ya da Tusi'yi bir sapık gibi görmesidir, sonuç şu, bu ve Nietzsche bir delidir, okuyan ise bu neni anladığı halde tapınmayı sürdürüyorsa nedir bilemem, bu doğulular acaba batının tutsağı olmaktan ne zaman kurtulacak bir bilen var mı, Japonya, Shakespeare'in gereksiz bir yaratık olduğunu müjdeledi, doğuyu var olma noktasında, kişisel hassasiyetleri ölümüne yerine getirmesi kurtarır, konsomatrizm, günahlarını yadsıyanlar, rabbini gizleme arzusuyla yanıp tutuşanlar, sanat renk demek ama bu resim simsiyah, gözlerim acılarımı sayıyor, ben yarını unuttum, şimdi gelsen diyorum, gözyaşlarım çocuğunu arıyor, çiçek doğuyor o evlerde, tepelerde uçurtmalar, aşkı soruyorum Lisyantus'a, hep bir ağızdan, öldü diyorlar, sorun bunların şiir olup olmamasında değil, sorun bunların ayaküstü yazılabilen şeyler olmasında, bu gece şiir yazdım diyen hiç bir avadanlığa inanmayın, çünkü şiir yazılan bir şey değildir, duyumsamaktır, ey Alaattin Keykubat, resmini de Japon sulu boyacılar gibi yapıp, sözcük oyunu ustası gibi, aferin ada baykuşu, guguk de valla, Meryem sana bir giz vereyim, seninle canlanan bir sözcük var bende, özlemek, sana sarılsam dünyanın kokusunu içime çekmiş gibi olacağım, dünya, dokunsam eline, yüzüne, tenine, insana dokunur gibi olmam sanırım, bir varlık, yaratılmış bir madde ve nesnelerle örülmüş, bir taç gibi, bir biçim verilmiş, parmakları var, neden insana benzemez peki, çünkü insan ilk bakışta bizim için bir anlam ifade etmez, bir nesne, hareketli ve alışılmış bir şey gibi algılarız onu, ama sen öyle değilsin benim için, seni görsem bir anlam, bir tinsel varlığı görmüş gibi olacağım, onun için sana sarılmam birine sarılmam gibi olmayacak, olamaz, onun için şu an sana sarılmış gibi olsam da, bunun gerçekliği her şeylerden çok önemli, çünkü sana sarılmak başka bir şey, gene de bildiğimiz gibi sana sarılıyor olmam garip belki, öyleyse insan anlamdır, her şey bildiğimiz gibi olup bitse de, onun günahı yok bence fakat Nietzsche az gelişmiş, yarı sömürge, fason ve din evi, misyonercilik oynamaya uygun, gardırop devinimcisi, montaj ve distribütör yurtlakların da cirit atan, pişirildikçe vazoya benzeyen, maço görünümlü, pederşahi demokratörlüklerde kasıtlı olarak servis edilebilen cinsevi bir avatardır, führerin sol koludur, bu zaniye düşmanı, ama sevdiği nisanın adı Yahya'nın Salomesi olan ve bir taşla iki panda vurmaya alışmış emperyal Drakula'yı paylaşmayın, bu herif bizim şark kuşu olarak kalmamızın sorumlusu bir Truva Atı filozof diye pazarlanmış Tophane kabadayısı kılıklı biridir, tarihten ve usi insanların bellek kütüphanesinden silinmedikçe kan çanağından su içen barbar çağı bitip tükenmeyecektir, bu Kabil'i aşağılayarak, burun altı tüyleri tımar edilmedikçe insan soyuna huzur yoktur, her düşün eti yenmez, bu dürzinin düşleriyle büyüyen çocukların hepsi Karın Deşen Jack oldu, dünyayı su götürdü, Nietzsche Nick'dir kardeşlerim, sahte profilden, azılı bir düşünce öldürmeni olup Deccal'in bizatihi kendisidir, tanrı öldü dedi, ama kendisi öldü, ah bu ise yavan Türkçeyi yazın viyadüklerine aktaran sıradan bir kalemşor, Türkçeyi dünyaya tanıtmak ve yazınımıza katkı sağlamak diye bir hüneri yok, ha Dürdane doping yapmış olimpiyat ilkini olmuş, ha İsa roman yazmış yer gök inlemiş, bunun gibi bir şey, romancıdan ziyade Zuhuratbabalı bir muhasebeciyi andıran pozlar vermesi, onun derdinin fasarya olduğunu belli ediyor, ama burada yanlızı bilerek yazmış, çünkü eski çinici ressamları da çinli ressamları diye yazıp, bilerek sözcük oyunu yapıyor, yani müfteri velinimetimizdir diye yazan Mahmutpaşalı mekkareler gibi, varoş mütegallibesi insanları sarakaya alıyor, bu yazarınız İncili Çavuş, dünyada dil becerisi olmayıp da yalap çalap yazan hiç bir yazar bu oyuna yeltenmez, senin kitapların Türkçeyi sıradan bir dile dönüştürmek için yazılmış kitabeler, ondan sonra muhallebimize hoş geldiniz diyenleri alaya almaya kalk, Alaattin Keykubat efendi, resmini de Japon sulu boyacılar gibi yapıp ne kadar zeki ve sözcük oyunu yapabilen bir gafil olduğunu belli etmeye çalışıyor, aferin ada baykuşu guguk de hakayık, asabiyeye görün sen yukarda da çiziktirmişsin bunları, veronalım nerede benim, yahu başım ilbaydan kurtulmuyor şu yaşamda, ortopedi bile kas ve eklem meseliymiş neyse, yinelemelerden sıkıcı olmaya başlarsan, aralara atraksiyon karıştır, başkası kurnazlığını görse de, buda bir şeydir, evet, üç göğüslü kadın ikizlerini sütlüyorken yakalandı desem, saçma, katmerli sıkıcılık, tamam, tanrı bizim için var ama, bizde tanrı için var mıyız, pek düşündürücü olma, sayfanın üçte birini ancak okurlar, çünkü sen öyle yapıyorsun değil mi, peki yukarıda sözü edilen sözün, somut soyuttan geldiğini ileri sürebilir ama soyut somuttan el aldığını bilmez demek olduğunu söylesek, çok anlaşılmaz, şunu mu demek istiyorsun, varlık yokluktan geldim derken, yokluk ancak varlıktan boyutlanabileceğini bilemez filan, feşmekanda deki, zizeklik yapıyor aldırma desinler, zevzeklik mi, çok şakacısın sen, ama becerikli değilsin, sana sırıtan belki olur, yeni bir şey denemelisin, hiç söylenmedik de olabilir, dur bakayım şurada olacaktı, hah işte, gelecekte meyvesi insan olan ağaçlar olacak ve kıvrımlarında tanrı birdir yazan güller koklayacağız, simsar olacağım ben desene, para ortadan kalkmış olursa görürsün ebemkuşağını, ritmi düşük oldu bunun, henüz erken üstelik bu palavralar için, dünyevilikten bir türlü kurtulamayan bir beceriksizsin kıro magnon, scapinin dolapları mısın sen, tek silahın tam olan şeyden, hiç bir haz alamazdık, çünkü zaten babasız büyüdük, yeteneksizliğin kabiliyetindir, şimdi sürdürebilirsin, eh konuyla pek ilgisi yoksa da, format ve manipülasyon çağındayız, felsefenin çağımızda ussal olabileceğini düşünmek yanıltıcı artık, insanlık ne kadar ileri giderse o derece deyim yerindeyse primitifleşebiliyor, buna örnek şu tümce, aya giderken önce kıble nerede diye sorarım, bugün a diyebileceğimiz bir tümce, ama şunu bilin ki yarın bu soru son derece doğal ve gerçeksi olacak, şunu demek istiyorum, insanoğlu gerçellikle, soyutlama arasında tüm benliğiyle yer değiştirebiliyor, anlatamadım belki, sonuç olarak felsefe günümüzde sağlıklı veya doğru ya da gerçeğin bir tür yolu olacak nen değil, çağımız olgulara, kılıf veya inançsal görüşler üretme çağı ve insanoğlu sanılanın aksine çok daha fazla biçim verilebilen bir varlık, bu yüzden songüne inanıyorum, son bir şey söylemek isterim, bin kilometre geldim bugün, radyosu açık otonun, salt ölüm, ağlama ve ölenleri kutsamanın, ağıtsal şarkılar eşliğinde süren ve olan bitenin yüzeysel denizinde boğulması istenen elli kişi olarak yolu bitirdik, bunun sorunu algılamak ve insani olmakla hiç bir ilgisi yok, sizden istenen sürüp giden ahvale uyum göstermeniz, sorunun ne başı, ne sonu, ne felsefi yanı, ne beşeri gerçekliği ne de protesto edilmesi gereken dokuncaları söz konusu, yaratılmak istenen, sürünün sürenlerle birlikte devinimi ve bunun bir tür işbirliğine dönüşmesinin tatlı mutlanı amaçlanıyor ve üzülmeyin tüm dünya böyle, öyleyse yalnızca şunu söyleyebiliyorum ben, insan olduğumdan kuşku duymuyorum, ama insanın sıradan ve hiç bir zaman, hiç bir farklı yanı olmayacak bir akışın öylesine nesnesi olduğuna eminim, konunun esprisi şu olabilir, öyleyse ne yapmak gerekir, olabilecek dünyaların en iyisinde yaşıyoruz veya olabilecek dünyaların en kötüsünde yaşıyoruz, birini seçerek oyalanabilirsiniz, şu bilgi işe yarayabilir, yüzyıllık çağımızda iradesi dışında ölüme gidenlerin sayısı tarih boyunca ölenlerin sayısından çok ama, en bayağı soru şu: Zamanda geriye giden kendini öldürürse ne olacaktır?.. Peki, neden gözyaşını sever doğu, derin bir konu, bugün acz gibi gözüküyor, ama gerçek bir düşselliğin ya da düşüncenin maliki gözyaşını kutsayabilir, şöyle ki, evren o kadar derin ki düşüncenin çıkmazlarına, sonsuzlarına, violent ve varyantlarına duygulanımlar eşlik edebilir, sonuçta kendimizle barışık olma gereksinimi her şeyden önce gelir, eğer insan kendisiyle barışık olamasaydı, kozmos olamazdı, yaşamla sürekli bir paradoks, yaşam ve karşıt öğeleri, birlikte varoluşun çeşitlemlerini sonunda ortadan kaldırır, bir gün kıyamet kopacaksa eğer, bu evrenle yaşanan bir çelişme, çatışmadan doğacaktır, kıyamet gerçektir ve olacaktır, sorun kıyamet sonrasıdır, anlaşılmazlık ve afazi en iyi zırhtır ama, işte beni gözyaşlarına boğan düşünce veya herhangi bir şiir şudur; ''Karanlığa ışığın saldırısıdır yazılar, daha olağanüstü göktaşlarından. Bilinmezlikle dolu kentlerden taşranın hoyratlıkları devraldı onu. Benim yaşamım ve ölümün güvenceleridir onlar, Ben hırsla gözlemlemek ve onları kavramak istiyorum. Onların günüdür havada bir kement gibi açgözlü olduklarında. Onların gecelerinde ani ablukalar adına, çelikten gelen bir öfke vardır. Onlar insanlığı konuşuyorlar. Benim insanlığımın duygularıdırlar biz aynı seslerin aynı yoksulluklarıyızdır. Onlar toprakları konuşuyorlar. Benim toprağım, bir gitarın acıları, bir kaç portre, paslı bir kılıç, akşam söğütlerin gölgesinde gezinen aydınlık bir duadır. Zamanım beni yaşıyordur. Sessizdir benim gölgem, geçip giderim, kibirli, açgözlü kalabalıklar arasından. Onlar kaçınılmazdır, eşsizdir, yarınlar için korunması gereken bir değerdir. Benim adım hiç kimse ve herkestir. Yürüyüşüm yavaştır benim, uzaklardakinin gelişini bekleyenler gibi değildir yaklaşanlar gibidir.'' Endişelerini öpüyorum, itinçte sevgi gibi bulaşıcı olabilir. Son söz de şudur ki, kendim için yazıyor olsam bile bu kötü bir şey değildir, o biri için konuşuyordur sonuçta, iki kişi konuşurken nasıl altı kişi konuşuyorsa, biri konuşurken, gerçekte tüm insanlık konuşuyordur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder