25 Şubat 2016 Perşembe
JOSE MUJİCA
Beşiktaş'ta dolanıyorum, bir telefon nerdesin, gerekli zamanda yalan söylemeyi öğrendim, evdeyim!.. Kabalcı'ya gelir misin, Jose Mujica var! Gelirim 1 saat sonra, tamam.
Az sonra telefon eden yanımdan geçti, görmezlikten geldik birbirimizi, ama utanmamayı öğrendim, ben geldim sen nerdesin, Kabalcı'nın önündeyim, bekle geliyorum.
Mujica'nın kitabı 20 tl, telefon eden aldı, ben almam, pahalı, tavır koymayı öğrendim, kuyrukta bekleşiyoruz, arkadaşımın bir fotoğrafını çektim Mujica'nın yanında, oda beni çekti sağolsun. Fotoğraf onda kaldı, bazı şeylerin gereksiz olduğunu öğrendim.
Mujica son derece saf, babacan görünüşlü bir yaşlı centilmen, beyefendi, bin kişi var kuyrukta, yorulmadan imzalıyor, iki yazar ve kitabın kahramanı Mujica!..
Bu adam garibanlığın ve yoksulluğun kutsayıcı azizi olamaz, olsa ta Uruguay'dan gelip, burada meltem rüzgarının yetiştirdiği tropik bir meyve gibi, saatlerce imza atarak, babacanlık yaparak, düşüncelerini savunmak şöyle dursun, basın endüstrisinin kobayı gibi kapı kapı dolaşmaz, kapitalizmin azgın denizlerinde fink atmaz; bu adam görünür dünyamızda kendisine verilen rolü sadakatle yerine getiriyor.
İyi niyet elçiliğinin cennetinde oyalanıyor. Aynı kapılara çıkıyor olmaklığın özlemiyle yanıyor. Suni dengeler kuruyor. Gülücükler dağıtıyor ve dilenirse bir fiskeyle parçalanacağını biliyor. Üstüne üstlük göğün altında yeni bir şey olamayacağını seziyor?
Para topluyor.
Başkalarının düşüncelerim hakkında ne söyleyeceği umurumda bile değil.
Düşüncelerime saygı duymayı öğrendim!..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder