25 Şubat 2016 Perşembe
RENK'ARNASYON
Cogito ergo sum. Renk'kahırım ben, renklerin içinde yitip giden, bir varlık. Bir tür olanaksızlık. Elem ve keder, sevinç ve coşkuyum ben. Tuzlu sudan gelen. Ben bu renklerin, rengâhenklerin içindeyim. Elem denizlerinde sürüklenirim. Coşku vatozlarının kederi...
Emel denizlerine dalıyorum geceleri, özlem diyorum özlem, ölümü özlüyorum ben, karanlığı özlüyorum, kim olduğumu bilmiyorum, bilemiyorum, kim olduğumu bilemeden, geçip gideceğim ben...
''Ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemem,
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak isteyemem,
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemeyeceğim,
ama bende dünyanın tüm hayalleri var.''
İşte renk denizlerinde yüzüyorum, neşe veren, sevinçlere boğan. Ama kasvet var bu dünyada, insana 'hasret' var...
Onur şölenlerinin varyantlarında, rengâhenklerin darboğazlarında boğulup gidecek miyim ben... Gökadalar, süt yolları, kuasarlar nasıl da dehşetengiz, ürkütücü, nasılda rengârenkler, bir çiçek dürbünü, -kaleydoskop- gibi- alabildiğine, bu renklerin cirit attığı, Bremen mızıkacıları gibi zil çalıp oynadığı alemler nerede, uçarılıklar, hoyratlıklar nerede...
Gönlümüzü karalar bağlamış, kainatın efendisi, yazımızı kara yazmış.
Beyaz masumiyetse, karalamalarımız düşlerimizdir. Rengin cehennetlerinde ölüme koşanlarız biz...
Bizim renklerimiz, tüm günahlarımız, sevinçlerimiz ve kederlerimizdi...
Ve işte bak, her şey sanki yeraltına girmiş, tüm insanlık yeraltında yaşıyor, gayya kuyularında dolaşıyor da, sonsuz bir karanlık ve kasvetin gökkuşağında umarsızca dolaşan canlılarız biz.
Renk okyanuslarının içinde alabildiğine umutsuz, alabildiğine mutsuzuz tanrım, söylemesi güç, olanaksız, neden böyle kahkahalar atıyor, coşkulara kapılıyor ve sevinçlere boğulurken, ölüp gidiyoruz biz.
Resim varlığın aynası, suretin resimde yansıması, zulmettekinin görünür olması... Ürkü kuşu resim, güzelliğin, çamurdan doğana nazı...
Belirsizlikler, kaosmoz, küskün, sırtı dönük insanlık, boşunalık, derin bir üzüncün prangaları, okeanos ve...
Zaman içinde zamanı yaşayan zaman...
Ölüm. Ölüm duygusu. Bekleyiş Godot'yu...
Sonsuzca umarsızlık ve hayatın; ve ölümün amansız baskıları...
Ve orada, karanlıkta, renkler içinde, sürekli gülücük dağıtan bir deli kız, evrenin bir parçası mı, tinin bir algısı mı...
Olmadı...
''En güzel deniz: Henüz gidilememiş olandır. En güzel çocuk: Henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: Henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: Henüz söylememiş olduğum sözdür...''
Beyaz masumiyetse, karalamalarımız düşlerimizdir. Rengin cehennetlerinde ölüme koşanlarız biz...
Günahlarımız, sevinçlerimiz ve kederlerimiz...
''Manuel Flores ölecek. / Bu para gibi geçerli; / ölmek bir alışkanlıktır, / çoğunun iyi bildiği. / Yine de acı veriyor, / elveda demek hayata, / şimdi bunca bilinen şey, / tatlı ve sağlam bunca. / Bakıyorum şafak vakti, / elimdeki damarlara; / bakarmışım gibi ilk kez, / gördüğüm bir yabancıya. / Gün olur bir mermi gelir, / acısı unutulmanın. / Büyücü Merlin demişti: / ölmesi vardır doğmanın. / Neler gördü şu gözlerim, nice şeyler, nice 'renkler!' / İsa beni yargılarken, / kim bilir ne görecekler. / Manuel Flores ölecek. / Bu para gibi geçerli; / ölmek bir alışkanlıktır, / çoğunun iyi bildiği.''
Renkler ölülerimizdir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder