25 Şubat 2016 Perşembe

SELENE




Sağrısını döndüğünde, dolunay görüyorum sandım. Tanrım ne görkemli gecelerdi onlar... Perdeler çekilecek, tüllerden süzülecek ve göklerin ayetinde, ışığın cennetinde, koyun koyuna uyuyacaktık her gün. Her gün doyasıya düş görecektik, aşkın yalın denizlerinde, katıksız göklerinin irem bahçelerinde, som kırmızıya bulanmış sevinç çiçeklerinde ...

İşte o çıkıyor dağların arasından, deniz yakamozlara boğuluyor, ufuk, ışık oyunlarında coşuyor ve Selene'nin göğüsleri azgın bir volkanın patlayışlarıyla parıldıyor. Deli dolu bir rüzgârın izi mi o, bir yılan, bir ejderha, bir kaplan mı o, bir insan, bir ceylan, güz bahçesindeki bir hazan mı o...

Bütün gece atımı sürdüm, bütün gece gideceğim yeri unuttum, bütün gece yıldızların salıncağında avundum... Bütün gece atımın dizginleri boşandı, bütün gece sağrısı köpükler içinde kaldı, bütün gece kişneyişleri karanlığı sardı. Bütün gece gökyüzünün uçurumlarında çınladı şahlanışları...

Döl evinde tan ağarıyordu. Kuşlar koro halinde kanat çırparak ötüşüyor, sevinç dalgalarıyla uçuşuyorlardı. İrkilerek uyandık. Yahşi bir kabilenin iki çocuğu gibi, bir Promethe gibi, birbirimizin ciğerlerini, yüreğini, organlarını yiyip bitirmiş ve birden ılık bir okyanus, sönmüş bir rüzgâr gibi durulmuş, ölümün güzel bahçelerinde; solan birer gül gibi uyumuştuk.

'Hayvan tanrısal bir canlıyken, insan dünyevi bir yaratıktır, bunun içindir ki yaşamı boyunca ölümsüzlüğü arar hep ve ölümlü olduğunu bilir... Ölümsüzlüğü, sevişmenin bitimsiz labirentlerinde bulacağını sanır, kavgalarda, kılıç sularında arar arayacağını, bilimde, sanatta, edebiyatta... Ve ölümsüzlüğün, bir tür alegori olduğunu anladığı an ölür. Ölümsüzlük umarsızlıktır, gerçek olan arayıştır, sonsuzluğa dek sürecek olan arayış. Ve evren, sonsuza dek sürecek  olan bir arayıştır...'

Selene giyinmişti, merdivenlerden inerken el salladı, ayak sesleri kesilir gibi olunca dayanamadım; Selene! Efendim dedi!..

Sesimiz iç içe iki kaşık gibiydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder