25 Şubat 2016 Perşembe

''NORMATİF NORMALİTE''

Öğle güneşinde su uyukluyordu. Nilüferlerin üzerinde iki kurbağa, gözleri kıpırtısız, öylece bakıyor. Kamışlar, uzun, yeşil yapraklarıyla tropik bir güzellik ve ağırbaşlılıkla salınırken, tepedeki kulübeye doğru yola çıkıyorduk. İşte kedi tırnaklarıyla sarıya kesmiş bir dünya, patikadan çıkarken derin, buruk bir kekik kokusu geliyor burnumuza, pıtraklar, minicik mavi çiçekler, çayır kuşu ve arpa tarlasından yükselen solgun buğu... Güneş yorgun, parıldıyor, gökyüzünün derinlerinde ağır kanatlarıyla bir kuş güneye doğru uçuyor. Ilık yelin esintisinde, sanki hiç kanat çırpmadan, yüzüp giden minicik bir melek. Uzaklarda ışık dumanlarının içinde, kendi kendine yitip gidiyor. Bir böcek önümüzde, telaşlı adımlarla, bizimle yarışıyor, topraksı, küçük bir tepecikte duruyor, çevresini gözlüyordur belki de, el sallıyoruz ona, ön ayaklarını okşar gibi birbirine vuruyor, kim bilir belki de bizi uğurluyordur. Gölün ufukla birleştiği yerde bir tekne beliriyor, sanki zamanlar boyunca yerinde durur gibi; gölün ortasına doğru büyüyerek geliyor, uzaktaki küçük kente yönelerek, bildik şeyi yineliyor ve giderek küçülen, minik, solgun bir karaltıya dönüşüyor. Kimler var içinde, ne konuşuyorlar, bir türlü söyleyemedikleri ne ve neden gülüşüyorlar sık sık ve ağlamak için, gün sayıyorlar!.. Karıncalar ordusu patikayı yolları yapmış, art arda, tek sıra, yüzlerce karınca, hep beraber yukarı doğru çıkıyoruz, tanrım bizim kulübeye mi gelecekler yoksa, günahlarımızın tanığı, eylemlerimizin ortağı, sevinçlerimizin, haykırışlarımızın bir aynasını, aynısını yinelemek için onlarda mı bizimle... Bir sapaktan ayrılıyorlar, hepimiz için bir dünya var, her birimiz için bir cennet, her birimizin yuvaları ayrı ayrı ve sevinç ve kederlerimiz, mutluluk ve sevdalarımız bir ve ayın ışığı hepimizi ayrı ayrı kutsamakta alabildiğine beceri dolu... Kulübeye girdiğimizde sanki bir rahmin içindeydik, döl yuvası... Az önce bütün bir dünyayı görüyorduk ama şimdi yarı karanlık, ürkünç, anlaşılmaz bir kafesin, bambaşka bir atmosferin içinde, tuhaf işaretlerle konuşur olmuştuk. Usulca soyunduk, daha önceki deneyimlerimizden, yerimiz ve yatağımız belliydi, gülümsemeler ve bir sonsuzluğa gidiş ve gelişlerden sonra, dünyamıza döndüğümüzde, güneş çekilmişti... Dışarda bir çift kelebek karşıladı bizi, aşağıya dek bizimle uçuşarak, gülüşüp oynaşarak geldiler, tanrım şu 'yeryüzü' nasıl acılarla dolu olabilir ki... O gün birbirimizin olduğumuzda, birbirimizin yıldızlarında koştuğumuzda, aşkın, aşkımızın; yeni bir güneşin, yeni bir dünyanın; yaratıcısı olacağını bilemezdik!..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder