25 Şubat 2016 Perşembe
FREEHOMO
''Acaba ot gibi yerden mi bittim /
acaba denizlerde mi şaşırdım /
ve zamanı nasıl unutmaktayım /
zaman unutulunca mısrı kadîm yaşanabiliyor /
kendimi unutunca seni yaşıyorum /
yaşamak /
bu ânı yaşamaktır /
ammon râ' hotep /
veya tafnit /
kim olduğumu bilmek istemiyorum /
yalnız etrafinda nefes almalıyım /
dut bu â'ru ünnek pahper /
kama pet kama tâ /
mısır metinlerinde okuduğum cümleler /
seninle okuduklarımsa büsbütün başka şeylerdi /
seninle bir bahçedeyiz geliyor bana /
orada hem var hem yok gibiyim /
daha doğrusu bütün bir bahçe oluyorum /
insanlığımdan çıkarak /
kama pet /
kama tâ''
Ve insan özgürdü, mutluydu, iyilik doluydu.
Ve kırmızı bir elmayı tattı diye, tanrı onu cennettten kovdu.
Habil özgürlük tutkunuydu ve sınırlar incitiyordu.
Kabil göklere savurdu onu ve sonsuz ufuklarda uyudu.
'Ve bir sabah geçti diye, şehrin sınır taşını
Çekince kopardı Remülüs, kardeşi Remüs'ün başını.'
Ve Julius halktan yanaydı ve Sezar oldu.
Tek söz tek yürek ve öyle gitti tamuya.
Cengiz tek bir dünya düşledi ve tek bir yurt.
Tanrının lütfuyla ve mezarı belli değildi.
Kolomb bir ütopya aradı ve bolluk içindeydi.
Ve eski dünyayı unutmak için, yeni ölülerleydi.
Ve devrim monarkların sonuydu.
Ve Napolyonların başlangıcı.
Führer volkswagen yaptı.
Ve mezara dönüştü arabaları.
Anarko kapitalizm zamanı şimdi.
Ve para para'mparçaydı.
Ve bir eARTh cehennemi.
Hayvanlar acılarını paylaşırdı.
Ve insanlar h'atalarını.
Rodezya kompradorlar ülkesiydi.
Paris gezegeni yanıyor ve-
11 eylüllerin dünyasıydı.
Ve yapayız, yapayalnızız.
Ve tanrıyı uydurduk biz.
Melek ve şeytanı ayırdık.
Ve iyilik ve kötülüklerimiz.
Yaşamı unutsun diye.
Ve ölümler kanıksansın diye.
Ey insan.
Her şey bir boşunalık.
Her şey boşuna mı.
Ve soruyorum-
Bir umut adına mı.
Ve...
''Garip bir zamanda yaşamak yazgılarıydı onların.
Ayrı ayrı ülkelere bölünmüştü gezegen,
her birine bağımlılık duyulan, her biri tatlı acıların,
kuşkusuz şanlı bir geçmişin, eski yeni
geleneklerin, hakların, haksızlıkların,
kendi efsanelerinin,
tunçtan atalarının, yıldönümlerinin,
halk avcılarının ve simgelerin zenginlikleriyle yaşayan.
Savaş için elverişliydi bu gelişigüzel bölünme.
Kımıltısız nehrin kıyısındaki kentte doğmuştu
Lopez. Ward ise, sokaklarında Rahip Brown’ın
dolaştığı kentin varoşlarında öğrenmişti İspanyolcayı
Don Kişot’u okumak için.
Öbürü Conrad’ı sevdiğini söylerdi, adını
Viamonte Caddesinde bir sınıfta duyduğu.
Dost olabilirlerdi, oysa yalnız bir kez karşılaştılar
o çok iyi bilinen adalarda.
Her biri Kabil’di, her biri Habil.
Birlikte gömdüler ikisini de.
Şimdi kar ve kurtlar tanıyor onları.
Anlayamayacağınız bir zamanda geçti-
Burada anlattığım öykü.''
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder